Şeref Akdik… Bir ülkenin kendine bakmayı öğrendiği o ilk aynalardan biri. Yalnızca iyi resim yapan bir usta değil;
Cumhuriyet’in kültürel belleğini sabırla, katman katman kuran bir hafıza işçisi. Bir ressam. Bir eğitimci. Bir tanık. Tepeden
tırnağa bir kültür insanı.
1899’da İstanbul Fatih’te doğdu. Babası, “Reisü’l-Hattatin” Kâmil Akdik’ti. Harfin disiplini, çizginin terbiyesi, boşluğun ahlakı…
Şeref Akdik bu atmosferde büyüdü. Hattın sabrını gördü, sonra fırçanın özgürlüğüne âşık oldu.
Sanayi-i Nefise Mektebi… Karşısında İbrahim Çallı, Ömer Âdil, Warnia Zarzecki. Genç yaşta sergiler, Galatasaray
Sergileri’nde görünürlük. Sonra Avrupa kapısı aralanır. Paris. Julian Akademisi. Paul Albert Laurens atölyesi. Yanında
Mahmut Cuda, Cevat Dereli, Refik Epikman, Muhittin Sebati… Bu sadece bir eğitim değildir. Bir bakışın ufkunu genişletme
ayini.
1928’de yurda döndüğünde yanında yalnız teknik yoktur. Bir sorumluluk taşır. Yeni bir ülke kurulurken, onun görsel
hafızasını da kurmak gerekir. Müstakil Ressamlar ve Heykeltıraşlar Birliği’nin kurucuları arasında yer alması bu yüzden kritik.
Bu, sadece sanat yapmak değil; sanatın zeminini inşa etmektir.
Akdik’in yolu sınıflardan da geçer. Gazi Terbiye. Haydarpaşa Lisesi. İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi. Yüzlerce
öğrenci. Binlerce bakış. 1930’lar… Cumhuriyet kendini kurarken, o da bu kurulumun görsel kaydını alır. Devrimler, değişen
yüzler, yeni mekânlar. 1940’ta Halkevleri’nin Yurt Gezileri kapsamında Mersin’e gidişi… Anadolu’ya bakar; bir ülkenin kendi
yüzünü aradığı yeri görür.
Kadın portreleri… Orada ses daha da düşer. Nazlı Ecevit, Uyuyan Kadın, Köpekli Kadın… Bu figürler poz vermez; yaşar.
Okuyan, düşünen, pencereye bakan, bekleyen, karar veren kadınlar. Ne eskiye ait ne bütünüyle yeni. Bir eşikte dururlar.
Hem zarif hem kararlı. Hem içe dönük hem dünyaya açık. Akdik kadını bir dekor olarak değil, yeni hayatın kurucu öznesi
olarak resmeder. Bu, estetikten fazlasıdır. Bir tavırdır.
Soru: Bu kadınlar kime bakar?
Cevap: Bize değil. Geleceğe.
Çocuk yaşta aldığı ödülden San Francisco madalyasına, Devlet Resim ve Heykel Sergisi birinciliğine uzanan takdirler, onun
sanat yaşamının yalnızca başarı duraklarıdır.
1972’de aramızdan ayrıldığında geriye yalnız tablolar bırakmadı. Bir ülkenin değişen yüzünü, kadınların yeni duruşunu,
modern hayatın ilk iç mekânlarını ve Cumhuriyet’in ışığını taşıyan büyük bir saygı arşivi bıraktı.
Eserin alıcısına uğur getirmesini dileriz…